Assos-Behramkale Gezisi

2012 yazını da bitirdik, bu yüzden bir süre blog’umda tatilde deneyimlediğimiz işletmelerin incelemeleri olacak. Assos gezimiz ile başlıyoruz. Söylemesi ayıp üniversite’de çok kral bir arkadaş çevremiz oldu, İzmir’e her geldiklerinde rakılı soframızı kurar muhabbetimizi döndürürüz. Geçtiğimiz ilkbahar gibi geldiklerinde arkadaşlardan biri son birkaç senedir her yaz Assos’a kaçtıklarını, mükemmel bir yer olduğunu anlattı. Biz de hemen gaza gelip programı çizdik ve 3 ay sonra birbirimize söz verdiğimiz gibi eksiksiz firesiz Assos’da idik.

Assos İzmir’den yaklaşık 4 saat uzaklıkta molasız giderseniz. Çanakkale’ye gider gibi yapıyorsunuz, Küçükkuyu adlı yeri geçer geçmez solda Assos 24 km yazan tabeladan dalacaksınız. Daha sonra Deniz’in dibine kadar iniyorsunuz arabayla. Son derece dar, virajlı ve taşlı bir yol, ağır ağır gideceksiniz, bu ne biçim yol diyeceksiniz, amma velakin vardığınızda iyi ki yolu böyle bozuk da insanlar akın etmiyor buraya diyeceksiniz.

assos

Koca bir dağ düşünün dibinde azıcık bir yerleşim yeri, orada da bir sürü irili ufaklı pansiyonlar. Biz 1 ay önceden ayarladığımız gibi Doktor No adlı pansiyonda kaldık. Odalara yerleştik ve hemen kendimizi denize attık, buz gibi soğuk bir suyu, durgun dalgasız bir denizi var Assos’un, inanılmaz temiz de bir havası(Kaz Dağları Alpler’den sonra en fazla oksijen oranı olan dağ). Kıyıdaki restoranlar fena değil, balık-meze kalitesi gayet iyi, servis 10 numara, fiyatlar öyle abartı değil ama gene de o salaşlığa göre fazla diyebiliriz. Özellikle deniz kıyısındaki Yelken pansiyon‘un ızgaralarına ve çöp şiş’ine bayıldık. Bol bol fıçı Becks bira içtik ki öyle bir yerde bulmak kolay değil bunu, Oktoberfest’de master’ını tamamlayan bira eksperi arkadaşım Utku bize öyle söyledi. Ev yapımı patates kızartması da bomba oldu tabi yanında.

Eğer Assos’a geldiyseniz minibüsle Deniz’in yukarısındaki Behramkale köyüne bir çıkın mümkünse akşam 6-7 gibi. Yukarıda biraz oyalanın, manzaraya karşı nefis dibek kahvelerini için, Aristo heykeli ile fotoğraf çekilin, üç yıl ikamet edip felsefe yapmış burada Aristoteles amcamız. Sonra o daracık yoldan yavaş yavaş aşağı inin yürüyerek güneşin batışını ve tam karşıdaki Midilli adasını izleyerekten. Sonra da aşağı inip rakı balık yapın. Bir de tavsiyem gece azcık çakır keyif olduktan sonra taş iskeleye gidin en ucuna kadar yürüyün ve iskelenin sonunda yere uzanın. O temiz hava, esen tatlı rüzgar, arkadan gelen müzik sesleri o kadar güzel hissettirecek ki oradan kalkmak istemeyeceksiniz. Cennet gibi bir yer Assos ama gitmişken iyi bir pansiyonda kalın. Bizim pansiyondan pek memnun kalmadık çünkü. Problemleri sıralarsak suları akmıyordu, odaları çok ufak ve dipdibeydi, tuvalet arızaları bitmek bilmedi, ayrıca kahvaltısı da çok sıradandı. İnsan şöyle Ayvacık-Küçükkuyu gibi yörelere gelmişken daha kaliteli ürünler arıyor doğrusu. Bir de pansiyonumuz iç tarafta olduğu için devamlı plajlarda şezlong aramak zorunda kaldık çünkü bütün şezlonglar kıyıda konuşlanmış olan pansiyonlara ait. Tavsiyem Kervansaray veya Nazlıhan otelde veya hiç olmadı Yelken Pansiyon’da kalın, tatile gitmiş olmaya değsin, biz bir sonraki sefere öyle yapacağız.

assos-harabeleri

Dönüş yolunda da Küçükkuyu’nun hemen girişinde Zeytinyağı Fabrikası Müzesi‘ne girin ve oradan Adatepe köyü zeytinleri ve zeytinyağlarından alın. Soğuk sıkım ve asit oranı çok az olan bu yağların tadını bir kere alın, bir daha vazgeçemeyeceksiniz. Zaten bunu bildikleri için internetten satış da yapıyorlar. Bir daha ki sefere Adatepe köyüne de gitme sözü vererek grubu dağıtıyor ve gezimizi burada kapatıyoruz.

One Comment

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir