Ets Yeşil Karadeniz Turu(İzmir Kalkışlı)

Sonda söyleyeceğimi baştan söylüyorum, tur, rehberlik hizmeti ve organizasyon gerçekten güzeldi, gitmeye değdi. Şu linkte bulunan Tur’dan bahsediyorum 5 gecelik yeşil Karadeniz turu. Tur Samsun’dan başlıyor, önce Atatürk anıtını sonra Samsun Müzesi’ni görüyorsunuz daha sonra sizi Bandırma vapurunun bir modeline götürüyorlar, bildiğiniz gibi 1925 yılında vapuru parçalamışlar, esasına uygun ölçülerde tekrardan yapmışlar. Öğlen Terme Ulusoy tesislerinde pide molası veriyorsunuz, pideler meşhur deniyor ama damak tadımıza pek uymadı, hamur oranı çok yüksek, İzmir Ora Lahmacun pidelerine hiç benzemiyor, ev yemekleri var onları deneyebilirsiniz diyeceğim ama onlarda da başarılı değiller, üstelik yiyecekler pahalı da kişibaşı 20TL gibi düşünün, Terme Ulusoy bizden geçer puan alamadı 🙂  Terme den sonra Ünye ve Fatsa gibi harika mekanları otobüs penceresinden gördükten sonra Ordu’ya varıyoruz. Son bir gayretle Ordu Boztepe’ye çıkıyorsunuz, inanılmaz bir manzara var orada. Ayrıca Boztepe’nin tesis ücretleri de gayet uygun, bira 7 kadeh rakı 12 lira, ana yemekler 10-20TL arası. İleride buraya gelecek olanlar için manzarayı aşağıda sunuyorum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Boztepe turundan sonra Tur’un ve Ordu’nun en güzel otellerinden biri olan Balıktaşı Otel‘e yerleşiyorsunuz. Balıktaşı’nın iki şubesi var, biri şehire girmeden deniz kenarında, diğeri ise şehir merkezinde. Bizimki deniz kenarı olan, buradan akşam şehre inip gezmeniz pek mümkün değil(özel arabanız varsa problem yok tabi), ancak deniz kenarındaki akşam yemeği şehre inmemiş olmaya deger. Gastronomik açıdan pek övülecek bir yanı yok ama manzara ve eğlence çok kıyak.

Ertesi gün Trabzon’a doğru yola çıkıyorsunuz. Orada Atatürk Köşkü’nü, Trabzon Ayasofya’sını(resmi aşağıda) ve her Karadeniz turunun vazgeçilmezi olan Sümela manastırı’nı geziyorsunuz. Baya bir yorulduktan sonra, çünkü Sümela’ya iniş çıkış baya yorucu, öğlen yemeğini Akçaaabat’ın nefis köftesiyle yapıyorsunuz. Eğer bir gün Akçaaabat’a gelirseniz deniz kenarında konuşlanmış olan Nihat Usta da yiyin köftenizi, gerçekten destan yazılıyor orada, arkasından da yörenin meşhur tatlısı olan laz böreğini çayla birlikte götürün. Bu akşam kaldığımız otel baya kötü idi. Arsen otel Trabzon’a 40 km falan uzak olan Arsin ilçesinde benzinlik kenarı bir otel, umarım ETS bir daha buraya kimseyi götürmez çünkü otelden herkes şikayetçi oldu ertesi gün. Şikayetlerin bazıları: Sıcak su az akıyor, musluklar hep patlak suratınıza su geliyor, odalar kirli, yemekler bayat, odada su-minibar yok vs..  Esasında dönüş günü de bu otelde kalınacaktı ama sanırım şikayetler olunca ETS dönüş otelini Maçka’daki bir otele aldı.

Bir sonraki gün yaylaya çıkma günü. Önce Uzungöl’e varıyoruz, ardından yayla macerası için minibüslere doluşuyoruz. Meğersem çok meşhur olan Ayder yaylası yayladan sayılmazmış, çünkü yüksekliği 1300m, bizi çıkardıkları Garester yaylası tam 2400m yüksekte. Minibüsle taşlık bir yoldan 1 saatte çıkılıyor. Yollar tahmin edeceğiniz gibi korku tüneli, yanınız hemen uçurum, yükseklik korkusu olanlar gelemedi bu geziye. Ama vardığınız yer tıpkı Windows masaüstünde gördüğünüz arka plan resimleri gibi. O yükseklikte ağaç meyve yetişmiyor zaten. Herkes oraya serinlik için ve hayvanları otlatmak için çıkıyor yazları. Kışın çıkmak mümkün değil, çünkü oralar full kar altında. Zaten her yerde tel duvarlar var kışın yerleşim yerlerine çığ düşmesin diye. Garester’den aşağıya bakınca muhteşem bir Uzungöl manzarası görüyorsunuz ayrıca.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Ardından Uzungöl’e iniyoruz tekrar ve orada hemen bisiklet kiralıyoruz, 1 saatte golün etrafını dolaşıyoruz, kahvemizi içiyoruz, resimlerimizi çekiliyoruz. Buradaki öğle yemeğimizi İnan Kardeşler tesislerinde yedik, garsonların söylediği kadarıyla bu restoranın kaburgası meşhur, en hızlıca getirdikleri yemek de o, biz bunu tercih etmedik, etmediğimiz de iyi olmuş çünkü turdaki kimse yiyemedi eti, kesinlikle insanlar için değil, çok sert ve bıçak kesmeyen bir et 🙂 Biz köfte tavuk falan yedik o fena degildi, ayrıca Alabalık da yiyebilirsiniz buralarda o da güzel. Akşam Tur’un en güzel oteli olan Çamlıhemşin Dere Otel’e yerleşiyoruz. Otel tamamen ahşap ve Rize’nin fırtına deresinin hemen yanında. Aşağıdaki fotoğraf otel odasının balkonundan.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Ertesi sabah Ayder’e çıktık sabahtan, yola çıktığımızdan itibaren hava ilk defa yağmurlu, yağmurluklarımızı kuşandık, maalesef daha ilk denemede yırtıldı, kolu koptu. Samsun Müzesi yetkililerine de buradan çemkiriyorum,  madem üstüne Samsun müzesi yazdırıp satacaksınız, daha kaliteli ürünler yaptırın. Ayder de yarım saatlik bir yürüyüş yaptık, kamp yerleri ve oteller gayet bakımlı, buraya bir gün ayırıp kalmak lazım. Tatsız bir olay oldu, Ayder’deki yürüyüşün ardından rehberimizin de talimatıyla diğer yolcularla Ayder Eylül Cafe’de buluştuk, fakat gittiğimizde Eylül Cafe patronunun oradaki yolcu arkadaşlarımızı(yaklaşık 15 kişi) kovmakta olduğunu gördük, meğer herkes çay-kahve içtiği için, kimse kahvaltı yapmadığı için kovalamış adam, herkes hemen yandaki kafeye girip alışverişini yapmaya devam etti doğal olarak, Ayder’deki Eylül Cafe’yi de kötü işletmeler kategorisine aldıktan sonra yolumuza devam ettik.  Çamlıhemşin’den minibüslerle Zilkale’ye çıktık, Zilkale 700 yıllık bir kale, aşağıdaki resimden gördüğünüz gibi bulunduğu konum adeta Yüzüklerin Efendisi filminden çıkmış gibi. Zamanında bu kale ipek yolu ticaretine göz kulak oluyormuş. Zilkale’den sonra çok taşlı ve daracık bir yoldan Palovit şelalesine ulaştık, burası da insanlıktan tamamen uzak vahşi doğa ortamı direk. Burada söylemeliyim ki Çamlıhemşin gercekten birkaç gün kalınması gereken bir yer, ayrıca oraya gitmişken misur ekmeği almadan dönmeyin 🙂 Bir sonraki günümüz Gürcistan Batum da, o yüzden Sarp’daki otele doğru yola çıkıyoruz. Bu arada öğlen yemeğini Dere restoranda yaptık, mekanın gene meşhur yemeklerinden kırmızı benekli alabalık tırt çıktı maalesef, porsiyonu 25tl olan bu arkadaşı sakın yemeyin, biz tatmadık ama turda yiyen amcalar oldu, dediklerine göre balığın içi temizlenmiyor yolda zehirleniyorsunuz sonra, tadı tuzu yok.

Sarp otel tam bir felaket. ETS’nin gezi başından beri bize layık gördüğü ikinci berbat otel. Sınır kapısına çok yakın olan bu otelin görünüşte dört yıldızı var. Ama turizm bakanlığı bizim turdaki insanlara sorsa yarım yıldız bile vermezler. Şikayetler: odalar kötü ötesi, kirli, ses yalıtımı hiç yok, koridor yan odalar üstünüz altınız bütün odanın içi gürültüyle dolu. Odalarda su ve minibar yok, kettle falan da yok, duşların ve tuvaletin kalitesi turdaki otellerin en kötüsü, tv zaten 80 lerden kalma, yemekler de berbat, seçenekler çok az olanlarda ise kalite çok kötü, kahvaltıya çıkıyorsunuz zeytin peynir yumurta hepsi kötü veya kötü pişirilmiş. Dört yıldıza bu hiç yakışmıyor. Gece tüm katın elektrikleri kesiliyor, odalar kapkaranlık, telefonları şarj edemiyorsunuz, diğer katlarda ise elektrik var. Kısacası buraya kadar gelenlere bu oteli hiç tavsiye etmiyorum.

Sabahtan sınır kapısından geçip Gürcistan Batum’a giriyoruz. Batum Gürcistan’ın Antalya’sı, nüfusu normalde 120 bin, sıcak havalarda ise oluyor 400 bin. Her yerinde otel inşaatları var. Sheraton’lar Radisson’lar çok acayip tasarımlı oteller var. Kumar serbest. Evler genelde Rus yapımı komünist düzenden kalma toplu konut, tam mezbelelik. Gönye kalesi ve müzeleri gezdikten sonra Botanik park’a geliyoruz. Burayı da gezdikten sonra Batum Türk mahallesinde yemek yiyeceğiz. Türk Mahallesi’ni caminin olduğu yer olarak bulabilirsiniz. Buranın etleri gerçekten süper, gelirseniz sadece etsel şeyler yiyin, gerisi fasa fiso. Dönerken duty free den vergisiz alışverişinizi de yapmayı unutmayın. Para birimi lari, lira nin tersosu. Yemek yediğiniz ve alışveriş yapacağınız birçok yerde lira geçiyor, ama lari almanızda da fayda var. Lari’leriniz artsa bile dönüşte duty free de harcayabiliyorsunuz. Gezi burada sona eriyor, son bir paragraf daha tavsiyeler kısmını vericem sonra teneffüse bırakıcam sizi 🙂

Gelelim Karadeniz turuna özel arabasıyla çıkacak olanlar için tavsiyelerime. Zira ben bir dahaki sefere tura bağlı olmadan, kendi arabam ile gideceğim. Turla gittiğinizde rehber iyiyse hakikaten o yöreye ve tarihe ait çok detaylı bilgiler edinebiliyorsunuz, örneğin rehberimiz Sümela’daki Ayasfoya’daki fresklerin anlamlarını tek tek açıkladı, kentlerde yaşamış olan uygarlıkların hepsini anlattı bir tarih öğretmeni gibi. Şanslıydık, ETS rehberi Helin hanım da, yardımcısı Emre bey de hakikaten işinin ehliydi. Yalnız tabi tur olunca otel kalitesi düşük olabiliyor, bir de bağımlı oluyorsunuz, istediğiniz yerde istediğiniz kadar vakit geçiremiyorsunuz o kötü. Güzel bir karadeniz kahvaltısı yapacağınıza dandik otel kahvaltısına mahkum oluyorsunuz. Sonuç olarak Karadeniz tavsiyelerim: Mutlaka Ordu’da bir gece kalın, Balıktaşı otel’i tavsiye ederim, finduk alın. Ardından Uzungöl’e minimum 2 gün ayırın bu günlerin birinde mutlaka minibüsle Garester yaylasına çıkın. Çamlıhemşin Dere otel’e 2 gün ayırın, burada mutlaka Zilkale ve Ayderi görün. Ordu’dan sonra Ünye’yi Fatsa’yı içinize sindirerek görün. Trabzon da Altındere Milli parkı ve Sümela’yı görün, Atatürk Köşkü’nü ziyaret edin. Akçaabat Nihat Usta’da köfte yiyin. Otelleri söyledim ama tripadvisor dan gene bir bakın inceleyin. Mevsim olarak da Temmuz veya Ağustos başını tercih edin, biz Ağustos sonu gittik dönüş yolunda feci yağmur ve soğuk oldu, kış mevsiminin Karadeniz’e gelmeye başladığını gördük. Anlatacaklarım bu kadar umarım herkese faydalı olur, bir sonraki yazıya kadar görüşmek üzere 🙂

2 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir